ENDOKRİNOLOJİ, ENDOKRİN, METABOLİZMA, TİROİD, DİYABET, DİYET, ZAYIFLAMA UZMANI
PROF. DR. METİN ÖZATA - ENDOKRİNOLOJİ, ENDOKRİN, METABOLİZMA, TİROİD, DİYABET, DİYET, ZAYIFLAMA UZMANI Endokrin, Endokrinoloji, Metabolizma, Zayıflama, Diyet, Diyabet, Diabet, Hipofiz, Prolaktin, Tiroid, Guatr, Tüylenme, Polikistik over, Paratiroid, Böbreküstü bezi, Hormon, Hormonlar, Testis, Yumurtalık, Metabolizma, Boy kısalığı, Kemik erimesi
 
 
TIROID
Prof. Dr. Metin ÖZATA
Yayımlanmış Kitaplar
ENDOKRIN-ENDOKRINOLOJI
HIPOFIZ
GUATR
Paratiroid
Böbreküstü Bezi-ADRENAL BEZ
Yumurtalık - Over
Testis hastalıkları
DIYABET-ŞEKER HASTALIĞI
Hormonlar ve …
Zayıflama - Diyet - Metabolizma
VITAMINLER
Makale Özetleri - Yenilikler
Site Haritası - Site Map
İletişim - Ulaşım
Videolar
Anasayfa

Kişiye Özel Kalıcı Zayıflama Rehberi - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ... Vitamin Miineral ve Bitkisel Ürün Rehberi - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ...
Gİ Diyeti - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ... 99 Sayfada Kilo Yönetimi - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ...
ENDOKRİNOLOJİ - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ... Diyabetle Kaliteli Yaşam Rehberi - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ...
Doğru Beslen - Formda Kal - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ... 99 Sayfada Sağlıklı ve Dengeli Beslenme - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ...
Guatr ve Tiroid Rehberi - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ... Tiroid Hakkında Bilmeniz Gereken Herşey - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ...
Hayat Kurtaran Vitamin ve Mineraller - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ...  

İŞTAH VE HORMONLAR

Günlük yaşantımızda bize basit gibi gelen yemek yemeye başlama ve doygunluk hissi duyarak yemeği kesmemiz, aslında üzerinde uzun yıllardır  araştırma yapılan ve hâlâ önemli bir kısmı tam anlamıyla bilinmeyen bir olaydır.  Yemeğe başlama olayında  öğrenilmiş davranışlar, vücuttan gelen uyarılar, psikolojik etkiler, gıdanın  görünümü, kokusu, lezzeti, sosyal ortam ve çevre değişiklikleri  etkindir ve bunların hiçbirinin hormonlarla ilgisi yoktur. İnsanlar açlık hissi duymadan da yemek yemektedirler.

Aslında yemeye başlamamız, daha çok öğrenilmiş bir olaydır. Yemeğin sonlandırılması ise  hormonlarla sağlanır. Yemek yedikten sonra midenin şişerek gerilmesi ve bağırsaklardan salgılanan hormonlar doygunluk hissi  yaratarak yemeği sonlandırırlar.

Alınan gıdanın içeriği de tokluk hissinde etkili olur. Proteinler daha fazla tokluk hissi verirken, yağlar fazla doygunluk sağlamaz. Tersine, yemeğin yağlı olması,  yemeğin tadını artırarak daha fazla yemek yenmesine yol açar.  Posalı gıdalar ise kişileri daha fazla tok tutar.

Gıda alımının başlaması, devam etmesi ve sonlandırılması vücudumuzdan beynimize gelen bazı uyarıların etkisiyle olur. 

Bu sinyal veya uyarılardan bazıları şunlardır:

• Beynimizin  hipotalamus bölgesinden salgılanan  bazı hormonların iştah üzerinde yaptığı etkiler
• Yemek yiyince kanda artan  insülin hormonunun beyinde yaptığı etkiler
• Yağ dokularından salgılanan   ve beyine etki eden  leptin hormonu
• Kan şekerinin azalması veya artması beyine etki ederek iştahı azaltır veya artırır
• Vücudumuzdaki sinir dokularıyla  beyine  ulaştırılan  iştah ile ilgili bazı   sinyaller
• Mide ve bağırsaklardan salgılanan bazı hormonların beyine etki etmesi


Yukarıda belirtildiği gibi gerek beyinden salgılanan hormonlar gerekse bağırsaklarımızdan salgılanan bazı hormonlar  yeme olayında etkili olmaktadır. Bu nedenle yeme olayının başlaması ve sonlandırılması  çok karmaşık bir olaydır.

Kandaki şeker düzeyinde geçici bir azalma, beyindeki bazı bölgeleri harekete geçirerek yeme davranışını başlatmaktadır.  Ancak kandaki şeker düşüklüğünün beyin tarafından nasıl saptandığı henüz tam olarak bilinmemektedir.

Tüm bu sinyallerin karmaşık etkisiyle gıda alımında düzenleme ve böylece  yeme davranışı oluşur.  Bu sinyallerdeki küçük bir hata, aşırı beslenmeye yol açarak kilo alınmasına neden olmaktadır.

Beynimizin hipotalamus bölgesinde, iştahın düzenlenmesinde rol alan  hormonlar daha yeni ortaya çıkarılabilmiştir, ancak her geçen gün bu bölgeden salgılanan yeni bir hormon saptanmaktadır. 

Beynimizde Bulunan Açlık ve Tokluk Merkezleri

Beynimizin hipotalamus bölgesinde ‘arkuat nukleus’ denen bir bölge vardır ve bu  bölge  vücudumuzdan gelen uyarı veya sinyalleri alan ve bunları  beynin diğer merkezlerine yönlendiren  ve beslenmeyi düzenleyen bir doyum merkezidir. Beynimizin bu bölgesine vücudumuzdan salgılanarak buraya kan yoluyla gelen leptin ve insülin gibi hormonlar etki ederek iştah üzerinde etkili olurlar.  Hipotalamus’un yan bölümleri ise bir yemek yeme merkezidir ve  bu merkezin hasara uğraması durumunda açlık, aşırı yeme  ve sonunda fazla kiloluluk ortaya çıkar.  
  
Açlık ve Tokluk Sırasında Salgılanan Hormonlar

Hormonlarla ilgili yeni keşifler, insanların nasıl acıktığı veya nasıl tokluk duyduğunu daha iyi anlamamızı sağlamıştır. Bununla birlikte insanların neden yemek yediği, bu hormonlarla kısmen açıklanabilmektedir. İnsanlar vücut ihtiyaç duyduğu için, psikolojik nedenlerle veya bilinmeyen başka nedenlerle yemek yerler. 

En  azından bir düzine hormon açlık ve tokluk hissi yaratmaktadır. Son yapılan keşifler kalın bağırsaktan salgılanan PYY3-36 isimli bir hormonun  doygunluk hissi verdiğini, mideden salgılanan Ghrelin isimli hormonun yemek öncesi kanda hızla artarak yemeyi başlattığını göstermiştir. Yağ hücrelerinden salgılanan leptin isimli hormon ise iştah konusunda ve kilo alıp vermede insülin hormonu ile birlikte kilit bir rol oynamaktadır. Bu hormonları kontrol edebilirsek kilo vermede veya fazla kilolu olmanın tedavisinde büyük adımlar atılmış olacaktır.

İnsanların bir kısmı tok olduğu halde, yemeye devam ettiği gibi, huzursuz olduğunda, stresli olduğunda veya üzgün olduğunda da yemek yer. Ancak şeker yükü fazla olan ve kan şekerini ve insülin hormonunu kanda hızla yükselten beyaz ekmek, beyaz pirinç pilavı, kurabiye gibi gıdalar,  yendikten kısa bir süre sonra tekrar acıkmaya neden olmaktadır.

Bu gıdalar yendikten sonra kanda yükselen insülin hormonu kan şekerini daha fazla düşürerek açlık  hissi duymamıza neden olmaktadır. Karbonhidrat, yağ ve protein gibi gıdalar arasında, en fazla tokluk hissi veren proteinlerdir. İştahın veya tat almanın oluşmasında genlerimizin rolü de büyüktür.  Bazı bilim adamları ise insanların her gün aynı hacimde gıda aldığını, bu nedenle gıda hacminin posalı  gıdalar, meyve ve sebzelerden  oluşmasının kilo kaybında önemli olduğunu ileri sürmektedirler.

Açlık durumunda hormonlarımızda da bazı değişiklikler olmaktadır. Açlık durumunda kandaki şeker düşünce böbrek üstü bezinden adrenalin hormonu salgılanır. Arkasından pankreas bezinden glukagon isimli hormon salgılanır. Bu hormonlar yani adrenalin ve glukagon  karaciğer ve kaslarda depolanmış olan şekerin kana karışmasını sağlarlar ve kan şekeri daha fazla  düşmez. Ancak glikojen dediğimiz bu glikoz depoları biterse kan şekeri düşmeye başlar.

Düşen şeker bu depo şekerden karşılandığı gibi proteinlerin şekere dönüştürülmesi ile de dengelenmeye çalışılır. Ancak  vücudumuzdaki yağlardan şekere dönüşüm olmaz.  Burası çok ilginçtir. Kandaki şeker  fazla olunca yağ halinde depolandığı halde, yağlar şeker haline dönüşemez.  Bu nedenle şeker azlığının olduğu uzun açlıklarda bu defa yağ asitleri yanmaya başlar. Bu arada kandaki insülin ve leptin hormonu da azalır. Bu yağ asitleri yanınca vücudumuzda keton denen başka yağ asitleri oluşur ve beynin çalışması için bunlar kullanılmaya başlar. Vücutta artan ketonlar da açlık hissini artırır.
 

 

 
   
 
© 2014 Prof. Dr. Metin ÖZATA Web Tasarım